Genel

Google EMEA Students with Disabilities Scholarship 2016’yı kazanışım

O da mı ne? Açıkçası bana da geçen yıl sorsanız ben de Google’da aratırdım muhtemelen, aslında tam olarak da öyle oldu. Geçen yıl bir arkadaşım (ki Allah ondan razı olsun) Facebook’tan mesaj attı “bak böyle bir program var” diye, ben de o zaman ilk defa duymuş oldum. Bu arada “arkadaş” diyorum ama nerede ne zaman tanıştık filan gerçekten biliyordum o güne kadar, o mesajdan sonra arkadaşın bizim okulda hukuk okuduğu fark ettim, hâlâ arada mesajlaşıyoruz.

Bu “Google EMEA Students with Disabilities Scholarship 2016” dediğimiz program Google’ın Avrupa’daki engelli bilgisayar mühendisliği öğrencileri için sağladığı bir eğitim bursudur. Şimdi ilk baktığımda ben bilgisayar mühendisliği okuyorum, engelliyim ve işte Avrupa’da sayılıyoruz. Aday olabilirdim çok güzel ancak bu burs akademik başarılarına ve liderlik özelliklerine göre her yıl Avrupa’da sadece 9 10 öğrenciye verilen prestij küpü bir burs idi. Bakın Avrupa dedim, Oxford’u vardı, Cambridge’i vardı, LYS’ye zar zor girebileni vardı, koca Avrupa’ydı bu.

Açtım, baktım başvuru formunu, temiz kafayla nereden baksanız bir haftada ancak dolardı. Dört beş tane İngilizce kompozisyon yazmalıydım, onları iyi İngilizce bilen birine kontrol ettirmeliydim vesaire vesaire. Yılbaşına kadar vaktim vardı, sorun şu ki başvuru, tam da benim ilk defa uzun süreli olarak yurt dışına çıkacağım döneme denk gelmişti. Değişim öğrenci olarak 6 aylığına Amerika’ya gidiyordum ve gidebilmek için neredeyse her konuda zar atıyordum. Okula kayıt ol, yurt bul, vize çıkart, bilet al, kaynak yarat derken 27 Aralık’ta annemle kendimi Corvallis’te bulmuştuk. Amerika soğuk ama güzeldi, benim başvuru formu ise yarım. Başvuru formunun ilk taslağını bitirdiğim de yerel tarih 31 Aralık 2015 gündüz 3:00 gibiydi, vakit kalmadığı için taslak maslak ne varsa formun olduğu siteye yükledim fakat siz o sırada çoktan 2016’ya girmiştiniz bile. Program Avrupa için olduğundan son tarihte Avrupa’ya göreydi ve ben kaçırmıştım. Ben de gitmem gitmem Amerika’ya gidecek zamanı bulmuşum, “hayırlısı” deyip geçmiştim.

Şaka bir yana üçüncü sınıfın ortasındaydım. Mühendis öğrencisi olarak elimde biraz yüksek bir ortalama dışında neredeyse hiçbir şey yoktu, Amerika’ya gelebilmek ait olduğum kurumlardaki neredeyse bütün kredilerimi kullanmıştım, Amerika’da o şartlarda çıkartabileceğim şey yine sadece derslerden alabileceğim yüksek notlardı, çok fazla insan ise benden çok daha fazlasını bekliyordu. Şu tarihini kaçırdığım Google bursu tam olarak böyle bir şey idi ve ben kaçırmıştım. Şimdi; 3 gün önce geldiğim, hiç bilmediğim bir kıtada üşüyordum. Amerika’da herkese ve her şeye yabancı, üstelik iletişim kurmakta güçlük çeken bir engelli olarak Amerika’da harikalar yaratamazdım, yaratamadım da, 3.95 GPA’ya razı olup döndüm Amerika’dan. Döndükten sonra en az 3 ay Türkiye’de saçma bir kasabada hapis olacağımı da biliyordum, ne bir staj bir proje yapabilecektim Eylül’e kadar. Oradan sonrası da son düzlüktü zaten, dördüncü sınıf. Ben böyle melankolik melankolik düşünürken mail geldi “Başvurunuzun yarısı sistemde kayıtlı kalmış, dilerseniz bitirebilirsiniz” diye. Ben hemen Tekir Allah-u Ekber tamamladım formu, iki değerli hocamız da referans mektubu gönderdi, sağ olsunlar. Bir hırs, bir heves, iman gücüyle Mayıs ayında mail geldi: “Kazanamadınız, siz başvurunuzu kabul ettiğimize şükür edin :)” diye. Anlayacağınız bizim kupon yandı, kaldık ortalamamla baş başa…

Bu yaz benim için gerçekten bir fiyasko oldu her bakımdan. Amerika’da TOEFL ve GRE sınavlarına da giremedim, sözde Ekim’de İstanbul’da girecektim, tek darbede İstanbul’daki uygun bütün ETS sınav merkezleri kapatıldı. Hâlâ TOEFL’a sınava girebileceğim kayıp, neyse ki GRE’yi bir şekilde organize edebildik. Neyse geçen gün mailleri karıştırıyorum, bir baktım “Tebrikler, Google bursiyeri” diye bir mail. “As the first runner up in the selection process…” filan diyor, “Runner up” ne demek bilmiyordum. Hocalara filan danıştım, yedeklerdeymişim hem de ilk yedek. Şöyle ki burs bu yıl 9 kişiye verilirken ben 10. olabilme şerefine nail olmuşum. İlahi şans odur ki birinci olan arkadaş bir nedenle burs hakkını kaybediyor, onun burs hakkını da ben kazanmış oluyorum. Hatta benim adım da onun yerine en üste yazılıyor, tüm sezon yedek oturup gol kralı olan bir abimiz vardı, benimkisi de birazcık öyle oldu. Çok araştırdım kaç kişi arasından ilk 9 kişi arasına kalabildim diye ama net bir sayı yok. Yalnız şöyle bir veri var benim elimde; Özyeğin Üniversitesi bundan üç yıl önce Türkiye’de lise çağındaki gençlere yazılım ile ilgili bir yarışma yaptığında 1000’in üzerinde başvuru alabiliyor. Bu sayıyı, Google’ın Avrupa genelindeki tüm engelli lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencilere açık bir programı için düşünürsek tahminler en azından benim hoşuma gidiyor.

Peki, ben en başında başvuru tarihini kaçırıp depresyona girmek dışında ne yaptım da Google Dede bana 7000 Euro miras bıraktı diye sorabilirsiniz. Üniversiteye başladığım ilk yıldan beri kampüse asılan afişleri tek tek okudum, bu şekilde daha ilk yıl Young Guru Academy ile tanıştım, ilk girişimcilik ruhunu oradan aldım diyebilirim. İkinci yıl yine “Proje Pazarı 4” diye bir afiş gördüm. Yukarı uzun uzun melankolisini yaptığım gibi yüksek not ortalaması benim üzerimdeki beklentileri pek karşılamıyordu, daha fazlasını yapmalıydım. O sıralar bir abiyle keyfine bir şeyler yapıyorduk. Bu Proje Pazarı için oturdum, ona proje raporu filan yazdım, başvurdum etkinliğe. Ön eleme yoktu zaten sanırım, hemen sunuma çağırdılar. Artık profesyonel bir girişimciydim, şu yeni yapılan gösterişli binaların birinde olmuştu etkinlik. Gittik annemle, açtık standı açmasına ama ben engelliyim, konuşamıyorum; annem zaten kendi projeyi anlayamamıştı ki anlatabilsin. Genel olarak güzel bir deneyim olmuş oldu, eğlendik filan işte, kısaca havamızı alıp o gün geri döndük. Geçen yıl işte üçüncü sınıftayım, değişim öğrencisi olarak Amerika’ya gideceğim. Afiş filan okumuyorum ben de artık, yalnız YGA vasıtasıyla benim proje bir şekilde Türkcell’e duyurulmuştu. Tam projenin sunumu yapmak için Türkcell’den gün istiyorum, “Projeniz Türkiye İnovasyon Haftası’na davet edilmiştir” diye bir mail aldım.  Bu bakanlık tarafından organize edilen Türkiye’nin en kapsamlı İnovasyon etkinliğidir, kapanışını cumhurbaşkanımız filan yapar. Teknolojinin Miss Turkey’i gibi düşünün. Hemen hocalarımla paylaşmıştım bu haberi, hepsi ayrı ayrı tebrik etti. Ben de aldım gazı, tüm o girişimcilik ruhumla YGA’dan çok sevdiğim güzel bir kız arkadaşımı da projeye dâhil ettim, Türkcell’i de oradaki standımıza davet ettik. Büyük gün için uzun uzun bir güzel hazırlandık.

Annem, arkadaşım ve tekerlekli sandalyem ile bizim kampüsten etkinliğe toplu taşıma ile gidebilmemiz imkânsız olduğundan üniversitemiz bize araç tahsis etmişti, neyse sonuçta mekâna ulaşabildik. Her şey çok gösterişli, oldukça modern bir kongre merkezi, fiziksel olarak tam erişilebilirliğe sahipti. Erişilebilir olmayan ise… O gün etkinlik için sözde bir güvenlik önlemi alınmış ve girişe turnike yerleştirilmişti. Annem yaşlı, arkadaşım sonuçta bir kız, diğer insanlar da oldukça ilgisiz idi. Dolayısıyla benim tekerlekli sandalyemle içeri girebilmem için ya 3 4 dakikalığına da olsa sağlığıma kavuşmam gerekiyordu ya da koçbaşı edasıyla turnikelerin birine kamikaze yapmamız gerekiyordu. Mucize için biraz bekledik ama gerçekleşmeyince ikinci şıkkı seçmek zorunda kaldık. Bildiğiniz bodoslama daldık bir turnikeye, sanıyorum yerinden ayrılmıştı.  Biz de hızlı adımlarla standımıza yönelmiştik tabii, işte fuar atmosferi filan gün geçti. Türkcell’den misafirlerimiz de ağırladık orada, her şeyin monoton geçeceğini düşünürken annemle arkadaşımın stanttan ayrıldığı kısa bir sürede adamın biri projemizde kullandığımız şapkayı gözüme baka baka çalmaya kaldı, muhtemelen engelli olduğum için benim ses çıkartmayacağımı düşünmüştü. Neyse, ben bağırdım filan, kurtardık şapkayı da problem şuradaydı: Adam projeyi çalmak için onu almış olsa anlayabilirdim lakin o sırf markalı zannettiğinden sadece şapkayı istiyordu küçük torunu için. Sonuçta etkinlik bitti, çıkışta aynı turnikeye daha bir asabiyetle dalmışız, kabloları filan epey dağılmıştı. Ne var ki okulumuzun bize tahsis ettiği araç kongre merkezine yaklaşık 95 dakika gecikmeli geldi ve yine trafik yüzünden bizim kampüse ulaşmamız neredeyse 2 saat sürdü, böylece arkadaşım da o akşam çok önemli bir dans provasını bizim yüzümüzden kaçırmış oldu. Bakın, ben o gün mevcut proje ile bir şekilde Türkcell’in ilgisini çekebildim, uzun vadede desteklerini de gördüm ama aynı gün benim daha büyük projelerimin Türkiye’de gerçekleşmesinin imkânsız olduğunu da görmüş oldum. Özellikle bazıları imkânsızdan da öteydi.

Google bursu konusuna dönersek bu; öğrencilerin bilgisayar bilimine olan tutku, genel not ortalaması ve liderlik yetkinliklerine göre değerlendirmesiyle verilen bir burstu. Bunu da büyük ölçüde adayların yazdığı kompozisyonlar üzerinden ölçüyorlardı, ben de başvuru sırasında dört farklı kompozisyon yazdığımı belirtmiştim. Birinde yukarıdaki gelişmeleri olabildiğince olumlayarak anlatmaya çalıştım. Yalnız diğer kompozisyonda eğitim, özellikle sınav sistemimizi açıkça yerden yere vurdum diyebilirim, çünkü haklıydım ve o konuda gerçekten çok çekmiştim. Diğer kompozisyonlar ise benim yönettiğim bir ekip çalışması ve gelecek planlarım ile ilgiliydi. Tabii bu kompozisyonların yanında bir YGA gönüllüsü olmuşum, çok değerli iki hocamın referans mektubu, en panik anımda bile yazılı İngilizcemin belirli bir seviyede olması da çok etkili olmuştur.  En önemli etken ise muhtemelen zamanında Özyeğin Üniversitesi’nin Google sponsorluğunda düzenlediği “Oyun Atölyesi 5” yarışmasını kazanmam olmuştur diye düşünüyorum ki o da farklı bir afiş hikâyesidir.

Şuradaki listede görebileceğimiz üzere bu burs Avrupa’da 7 yıldır veriliyor ve bursu daha önce kazanan öğrencilerin yaklaşık üçte biri İngiltere’den, hatta sadece bu yıl Oxford Üniversitesi’nden iki farklı kişi kazanmış durumda. Maalesef Türkiye’den ise listede yalnızca bir isim bulunuyor, en azından şuan için. Ayrıca listede öğrenci isimlerin yanında üniversiteleri ve ülkeleri de yer alıyor. Yani bu listeden Avrupa’daki hangi ülkelerin, üniversitelerin engelli öğrencilerine daha sağlıklı bir eğitim ortamı sağlayıp onları başarıya taşıdıklarını rahatlıkla görebilirsiniz. Bu açıdan o listede okulumun ve ülkemin adını görebilmek benim en büyük gurur kaynağım olmuş oldu. Bu sayede ayrıca Amerika’ya gidebilmek için tükettiğim kredileri fazlasıyla geri toplamış, son dakika golüyle de olsa ilk maçı avantajlı kapatabilmiş oldum. Bu benim uluslararası alandaki ilk başarım ve şimdi ben bunu kullanarak çok daha büyük işler başarmak zorundayım.

Bu yazıyı yazmamın da aslında birbirinden iki üç farklı sebebi var. Öncelikle benim dışımda herhangi birine, en azından bir kişiye pozitif örnek olup onu çalışmaya teşvik edebilirsem asıl ödülümü o zaman almış olacağım. Arkadaşlar, engelli olun olmayan konu o değil, lütfen duvarlardaki afişleri, size gelen e-postaları daha dikkatli okuyun, katılabileceğiniz tüm yarışmalara başvurun, hiçbirini küçümsemeyin. Aklınıza bir fikir geldiğinde hemen onu kâğıt kaleme dökün, raporlaştırıp ilgilenebilecek herkese gönderin, kimseyi tanımıyorsanız bile e-posta ile veya Twitter’dan bir şekilde ilgilenebilecek insanlar bulup onlara ulaştırın. CEO, devlet başkanı, kim olursa olsun doğru cümleleri kurduğunuzda size mutlaka vakit ayıracaktırlar, güvenin bana. Bir de hiçbir ödevinizi, başvurunuzu son dakikaya bırakmayın benim gibi, benim yaşadığım tamamen olağanüstü bir durumdu, siz sakın denemeyin.

Bu yazının diğer bir amacı da büyüklere karşı haykırmaktı. Bakın, maalesef engelliye duyarlılık, mental erişilebilirlik konusunda hâlâ dipteyiz. Yukarıda uzun uzun anlattığım gibi devletin bütün imkânlarıyla organize edilen bir etkinlikte bile mağdur olabiliyorsam ben burada kime nasıl değer üreteceğim? O etkinliğe Hollanda Prensi davet edilmişti, bizim Amsterdam’da geçirdiğimiz iki hafta annem yarım asırlık ömründe geçirebildiği en rahat iki hafta idi. Bu gerçekten böyle olmak zorunda mı bilemiyorum. Keşke mental erişilebilirsizlik sadece şu bildiğimiz büyüklerde olsa… Ama bazen Türkiye’nin belki de en parlak 100 gencinin oluşturup organize ettiği bir ortamda bile “aa, asansör bozukmuş canım, sen diğer grupla burada kal” gibi bir cümleyle karşılaşabiliyorsunuz. Çünkü herkes bazı şeyleri çoktan kabul etmiş durumda ve sizi de öyle varsayıyor. Meselâ o turnikeler kurulurken kimse tekerlekli sandalyeli birinin o fuara tek başına katılabileceğini düşünemedi çünkü onlar, burada engellilerin bu tarz etkinliklere katılmasına olasılık vermemiştiler, bir iki istisna olursa da nasılsa “bir şekilde” içeri alınırdı, ne olacak ki diye düşündüler. Benim de hayatım “ne olacak ki?” safsatası çürütmekle geçti diyebilirim. İnanın, çok fazla şey olabiliyor.

Son olarak bir şeyi belirtmek istiyorum. Öyle ki ninem ben ufakken hep “bu (çocuk engelli) zaten ne vatana, ne millete (hayrı olur)” derdi. Benim ileride kime nasıl hayrım olacak bilemiyorum ama ben, bu yaşıma kadar sadece doğru zamanda doğru yerde rastladığım çok az kişi ve kurumun yardımını görebildim. Onların da karşıma Allah tarafından çıkartıldığına inanıyorum; annem, üniversitem, YGA ailesi, birkaç güzel öğretmen ve arkadaş, hepsi iyi ki varlar. Bu yazı boyunca uzun uzun anlattığım nedenlerden dolayı özellikle annemi daha fazla tüketmemek için artık bizim gitmemiz gerekiyor. Olur da biz bir gün gidersek “Neden?” diye soracaklara “Denedim” diyebilmek için de yazıyorum bu yazıyı. Denedim ancak karşılığını hep dışarıda buldum, dedemin bende göremediğini Google gördü en sonunda. Şimdi beni bardağın boş tarafına bakmakla suçlayabilir, bu konuda buradan güzel örnekler de verebilirsiniz. Ben de zaten yıllardır buradan güzel bir örnek daha oluşturmaya çalışıyorum ama artık bardağa bakmayı bırakıp bardağı doldurmaya başlamamız gerekiyor ve annem giderek tükenirken ben bu bardağı içeriden daha fazla dolduramayabilirim.

Muratcan

Standart

Google EMEA Students with Disabilities Scholarship 2016’yı kazanışım” üzerine 8 yorum

  1. Reis, büyük adamsın. Bardağı doldurmak büyük laf. Herkes edemez.
    Ecnebistanlarda Yolun açık olsun, ortamlarda adın hep öne çıksın.

  2. İsimsiz dedi ki:

    Helal olsun! Sonuna kadar seninle gurur duyarak okudum. Azmine hayran kaldım. Bir bakıma da kendimden utandım. Bana da azim verdi bu yazın umudumu kaybetmişken. Zihnine, kalbine, kalemine sağlık. Seni tanımıyorum fakat bu yazıyı okuyunca Google’ın seni neden bu ödüle layık gördüğünü de anladım. Allah yolunu, kısmetini açık etsin. İleride adını güzel işlerde duymak dileğiyle. 🙂

  3. Zeynep dedi ki:

    Öncelikle sizi tebrik ediyorum,hayırlı olsun.Ne yazık ki ülkemiz çoğu konuda olduğu gibi bu konuda da yetersiz.Bundan sonra adınızı daha çok duyucağımızdan eminim.Allah yolunuzu acık etsin.Bu yazıyı okumadan önce mutsuzdum biraz.Çünkü dün bir mülakata gittim.Ve ingilizcem yeterli olmadığı için kabul göremedim.Yazınızı okuyunca gözlerim doldu ve umutlandım,daha da hırslandım.Size çok teşekkür ederim.Ve tekrardan size başarılar dilerim.Daha da güzel haberlerinizi almamız dileğiyle kendinize iyi bakın…….

  4. Geri bildirim: Bir Aile ve Projeleri | muratcancicek

  5. Anıl dedi ki:

    Selamlar Muratcan,
    Tebrik ederim ve başarının devamını dilerim. Umarım branşında çok iyi yerlere gelirsin.

  6. Şevval dedi ki:

    Yazınızı okuduktan sonra daha güzel haberler duyacağımıza zaten emin oldum. Tebrik etmek sizden yaşça küçük biri olan bana düşer mi bilmiyorum ama tüm kalbimle en güzel şeyler dileyerek annenizin ellerinden öpüyorum. Yolunuz açık olsun.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s